|
Bazı kavramlar vardır; tanımlanamayan fakat hayatımıza girdiği anda
kendisi anlam kazanan… İşte “aşk” kavramı da bunlardan bir tanesi… Mahbuba
meclup olununca “aşk”ın ne demek olduğunu anlar insan…
Kafamda tilkiler dolaşıyor aşka dair… Bu tilkiler de bana âşık(!),
bilmem nedendir!
Sahi söz aşktan açılmışken, “aşk” güzel bir haslet mi? “Âşık olmak”
lezzetli mi?
Aşkı yaşamak mı, yaşatmak mı daha heyecanlı? Aşkı hissetmek mi,
hissettirmek mi daha anlamlı?
Gülü dikenleriyle sevmek midir aşk, yoksa gül dikenli olduğu için mi
sevmektir?
Aşk, tutku, sevgi… Bunlar bizim için hangi manaları taşır? Bir
bağlılığı mı, yoksa bir bağımlılığı mı ifade eder?
Ekmek peynir gibi mi olmalı aşk?
Her gün yenilebilecek…
Yoksa rüzgâr gibi mi olmalı aşk? Kafasına esti mi gelebilecek…
Mıknatıs misali mi olmak gerekir âşık olunca? Gönlünü koyduğun herkesi
çekecek…
Yalnız kalınca mı âşık olur insan, yoksa âşık olurken mi yalnız?
İrademiz hangisinden yana tercih yapmakta…
Bir söz üstadının; “Yalnızlık, bir zehirdir benim için… Aşk ise bu
zehri öldüren vuslat balıdır şahsım için… Yalnızlık zehrini içmemek için, Vuslat balını içerim kurtulmak için…” dediği
gibi yalnız kalıp mecburiyetten mi âşık oluruz.
Yoksa başka bir söz üstadının; “Ben ve bir de aşk… İşte o zaman yalnız
kalırım. Yalnız kalınca da âşık olur, huzura kavuşurum. Çünkü yalnızken senin
aşkın ile hayata tutunurum” cümlesinde dediği gibi iki gönül bir olunca, yalnız
kalırız?
Hüsrev ve Şirin aşkı mı olmalı bizdeki aşk?
Peki, biz Hüsrev mi olmalıyız, yoksa Şirin mi?
Hüsrev olacaksak; sadece Şirin’i mi sevmeli, yoksa şirin gözükenleri
mi?
Şirin olacaksak; Hüsrevleri mi peşimizden sürüklemeli, yoksa Ferhat’tan
umut kestiğimiz zaman Hüsreve mi yönelmeli?
Bence kim olursak olalım, hangi cemalleri, ne gibi hüzünleri üzerimizde
barındırırsak barındıralım; Hüsrev olmalı ve tekbir Şirin’e âşık olmalı…
Ne dersiniz?
Yoksa
haksız mıyım?
Özkan Erdem
YAZARIN BÜTÜN YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ
|