Vintage

Something Different for Joomla

Düşünceniz Değişirse Hayatınız Değişir-1 Yazdır E-posta
Tarih: 12-05-2008

Image

Image

Düşünce; hayatımızı etkileyen en önemli faktörlerden biri. Düşüncelerimiz  hangi yönde değişirse, hayatımız da o yönde değişir. İsteklerimiz, yapacaklarımız (veya yapmak istediklerimiz), geçmiş ve geleceğe ait fikirlerimiz düşüncelerimizi, düşüncelerimiz de hayatımızı etkiler/değiştirir.

Genellikle sahip olduğumuz düşünceler ile hayatımıza yön veririz. Düşüncelerimiz aynı zamanda “inanç”larımızdır. Başaracağımıza “inandığımız” veya “inanmadığımız”, gerçekleşeceğine “inandığımız” veya “inanmadığımız”, elde edeceğimize “inandığımız” veya “inanmadığımız”, kabul edileceğine “inandığımız” veya “inanmadığımız” durumlar, aslında düşüncelerimizdir. Düşüncelerimiz pozitif yönde ise, hayatımız pozitif ; düşüncelerimiz negatif yönde ise, hayatımız negatif yönde değişir. Yani, yapacaklarımız hayatımızı pozitif yönde değiştireceğine inanıyorsak hayatımız pozitif, yok eğer inanmıyorsak, hayatımız negatif yönde değişecektir.

Hepimiz, hayatımızın güzellik, mutluluk, sevinç ve pozitif olgularla dolu olmasını arzu ediyoruz. Bunun için yapmamız gereken; bir işe başlamadan önce başaracağımıza “inanmak” ve inançlarımız gerçekleşene kadar canla başla mücadele etmektir. Önümüze çıkan engellere takılsak dahi, düşüncelerimizden vazgeçmeden belirlediğimiz hedefe doğru yol almak için gayret göstermeliyiz. Yani yazı dili ile “sabretmeliyiz”. Hatta bu yönde adım atmış ve ismini dünyaya duyurmuş kişilerin hayatını kendimize rehber edinip, onların yaşantılarından aldığımız ilham/şevk/gayret ile yolumuza, daha bir kararlılık ile devam etmeliyiz.

Hayatımıza yön verecek düşüncelerimiz içerisinde hiçbir zaman “ihtimal” barındıran cümleler yer almamalıdır. “Yapabilirim”, “edebilirim”, “başarabilirim”  tarzı cümleler kurmak yerine, “yaparım”, “ederim”, “başarırım” cümlelerini kurarak, kendimize olan özgüveni her zaman diri tutmalıyız.

Biz, bu yazımızda, özgüven sahibi olup, başaracaklarına inanarak, isimlerini dünyaya duyuran insanların hayatlarını(veya başarı öykülerini) kısaca aktarıp, yazının sonunda da sizlerle biraz sohbet edeceğiz.

9999 deneme yaptıktan sonra havasını alan adam!

Thomas Edison ampulü keşfetmek için yüzlerce, hatta binlerce deney yapmış, başarısız olduğu zamanlarda da “başarabileceği” düşüncesinden hiçbir zaman vazgeçmemiştir.

Thomas Edison, yaptığı deneyleri çevresindeki insanlara anlatır ve anlatırken de büyük bir mutluluk duyardı.

O, her deney sonunda meyhaneye gider, orada bulunan arkadaşları/dostları ile dertleşir, yaptığı deneyde ki “başarısızlığı” onlarla paylaşır, ama ümidini kaybetmediğini ve muhakkak bir gün “başaracağını” da ardından eklerdi.

Yaptığı yüzlerce/binlerce deneyden eli boş olarak döndüğünü arkadaşlarına, meyhaneye gelerek anlatmak vazgeçemediği tutkusu olmuştu. Hatta arkadaşları, O'nun başaramadığı hikayeleri(!) o kadar dinlemişlerdi ki, artık O gelmeden de O'nu konuşuyorlardı. Dahası, arkadaşları O'nun ile alay etmek için meyhanede toplanıyorlardı. Meyhanede toplanmalarının asıl sebebi zaman geçtikçe bu olmuştu(!)

Thomas Edison, meyhane kapısından her içeriye girdiğinde arkadaşları kahkaha atar ve “Bizimkisi yine geldi! Anlaşılan yine deneyi başarısız geçmiş” diyerek kendisi ile dalga geçerlerdi. Onların bu tutumunu dikkate almayan Edison ise cevaben; “Hayır, başaramadım değil! Aksine ampulü keşfetmeyen bir yol daha bulduğumdan, keşfetmeye bir adım daha yaklaştım. Zaman gelecek keşfetmemem imkansız olacak” derdi.

Edison; gecesini gündüzüne katarak, çalışır, didinir, ama “başaracağı” yönünde ki düşüncelerinden hiçbir zaman vazgeçmez. Günlerce, haftalarca, yıllarca ampulü keşfetmenin yollarını arar; yüzlerce, binlerce deneyler gerçekleştirir.

9999'uncu deneyde de istediği başarıyı elde edemeyince, yine ümitsizliğe kapılmaz ve yaptıklarını arkadaşları ile paylaşmak için meyhanenin yolunu tutar. İçeri girdiğinde, sessizce bir masaya oturur. Ardında içeriye giren bir müşteri O'nun ile aynı masaya oturur ve O'na; “ne kara kara düşünüyorsun birader, yoksa sevgilini mi kaybettin?” diye sorar. Edison, 9998 deney yaptığını ve 9999'uncu deneyde dahi ampulü keşfedemediğini, ama birgün keşfedeceğinden ümitli olduğunu söyleyerek, “gün gelecek ki, geceler de gündüzler gibi aydınlık olacak” cevabını verir.  Bunun üzerine adam basar kahkahayı ve “Havanı alırsın ancak, boşuna uğraşma oğlum! Sen kim, ampulü keşfetmek kim” der.

Adamın bu sözleri, (Edison'un keşfetmeyi çok arzuladığı) ampul gibi kafasında yanar. Adeta delirircesine  adama sarılır, kez be kez O'nu öper, kırk yıldır sevgilisini görmemiş biri gibi sımsıkı sarar O'nu. Ardından da şu sözleri ekler: “Tabi ya! Nasıl da düşünemedim! Havasını almam lazım, ampulün! Havasını almadığım için ampul yanmıyor! Bende nerede hata yaptığımı düşünüyor, bir türlü anlam veremiyordum. Problem ampuldeki havayı almamamda.”

Edison yaptığı on bininci(10.000) deneyde ampulün içerisinde ki havayı boşaltır ve nihayetinde ampul yanar.

Ampulü keşfederek, gecelerin gündüzler gibi aydınlık olmasını sağlayan Edison, gerçekleştirdiği 10.000'inci deneyin sonuna kadar hiçbir zaman “düşüncesinden” vazgeçmeyerek bizlere verdiği ders ise şuydu: Düşünceniz değişirse hayatınız değişir!

Sol ayağıyla Sol ayağımı yazan yazar!

O , Dublinli duvar örme ustasının 23 çocuğundan biri olarak dünyaya gelir. Hem de konuşmasını bilmeyen, hareketlerini kontrol edemeyen, beyin felci biri olarak... Dört aylık bir bebek iken, sorunlu bir insan olduğunun farkına varılır. Farkına varan ise, annesi. Ne vakit kendisini emzirmeye çalışsa, kafasının yerinde sabit duramadığını ve hemen arkaya doğru düştüğünü görür. Bu; O'nun a-normal bir insan olduğunun ilk belirtisi olarak fark edilir. Zaman geçtikçe, yaşı ilerledikçe diğer kusurlarının da farkına varılır.

Hiç vakit kaybetmeden doktora götürürler, doktorlar O'nun bir embesil olduğunu ve hayatı boyunca her zaman fiziksel ve zihinsel engelli biri olarak yaşacağı yönünde teşhiste bulunurlar. Hatta bir kısım doktorlar O'nun “çöpe” atılması yönünde sözler dahi sarf etmiştir. Kimi doktorlar O'na “tuhaf şey” derken, kimisi bu olayı “ümitsiz bir vaka” olarak değerlendirir.

Doktorların bütün bu müjdeli(!) haberlerine karşı anne ümidini kaybetmez, yüreğinden bir parça olan oğlu ile ilgilenmeye, diğer çocuklarından daha fazla O'nunla vakit geçirmeye karar verir.

Anne, verdiği mücadelenin sonunda O'na (Çocuğu henüz 5 yaşında olmasına rağmen) bütün alfabeyi öğretme başarısını elde eder. Çocuğun yazdığı ilk harf “A”, yazdığı ilk kelime ise “A-N-N-E” olur. Çocuğunda ki “parıltı”yı onda gören Anne, oğluna “resim” yapmayı da öğretir. Sol ayağı dışında hiçbir “sermayesi” olmayan, geriye kalan bütün organları felç olan çocuk, resim yapmayı da öğrenir. 

Beyin felci ve fiziksel engelli biri olarak dünyaya gelen ve “sol ayağı” dışında hiçbir uzvunu hareket ettiremeyen, konuşamayan, düşünemeyen, yardıma muhtaç olan ve doktorların kendisini “tuhaf şey” olarak nitelendirdiği o küçük bebek, “Anne”sinin  sabır ile mücadelesi sonucunda, yazmayı, resim çizmeyi, konuşmayı, hatta 500 kişi önünde konferans vermeyi ve dahası İrlanda edebiyatının “dev”leri arasında yerini almasını sağlayan bir “Yazar” olmasını sağlar. Evet, bahsini ettiğimiz Yazar, hepimizin duyduğu: Christy Brown.

Christy Brown; Annesinin ümidini yitirmeyip mücadelesi sonucunda içerisinde doğan yazı yazma iştiyakı ile, “Down All The Days” otobiyografik romanını, “A Promising Career”, “A Shadow On Summer”, “Wild Grow The Lilies” romanlarını ve ayrıca “Collected Poems” şiir kitabını yazmıştır.

Sadece “Sol ayağı”nın parmaklarıyla daktiloda yazdığı bu kitaplar bugün onlarca dillere tercüme edilmiş, hayatı ise bir filme konu edinilmiştir.

Christy Brown'a doktorların bile aciz kaldığı ve müdahalede bulunamadığı “çöpe” atılması, “ilgisiz bırakılması”, “ümitsiz bir vaka” olarak değerlendirdikleri o 5 yaşında ki çocuğu; hiçbir zaman ümidini kaybetmeyerek Christy Brown'un okumayı sökmesine, yazı yazmasına, resim çizmesine ve dahası “ünlü” bir yazar olup, İrlanda “dev”leri arasında yer edinmesini sağlayan Anne, hiçbir zaman  Christy Brown'un bunları başaracağı “düşünce”sinden vazgeçmeyerek bizlere verdiği derse ise şuydu: Düşünceniz değişirse hayatınız değişir!

(Devamı Var...)

Özkan Erdem 

 YAZARIN BÜTÜN YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ

   

Okuyucu yorumları  
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

 

Yorum Sayısı: 2 / 2

neden kaç ayn hala yazı?

Yazan:: M.emin () Tarih: 11-07-2008

neden kaç ayn hala yazı?

Yazan:: M.emin Tarih: 11-07-2008

yazı güzel yazılmış, yazara teşekkür ederiz. Kalemine sağlık.

 

işte böyle bir şey...

Yazan:: murat doğan () Tarih: 19-06-2008

işte böyle bir şey...

Yazan:: murat doğan Tarih: 19-06-2008

güzel olmuş tebrik ederim. 
devamını da bekliyorum 
selam ve muhabbetle

 

Yorum Sayısı: 2 / 2



Yorumunuzu ekleyin
İsim
E-mail
Başlik  
Yorum
 
   
   



mXcomment 1.0.5 © 2007-2008 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
 
Sonraki >
Joomla Templates by JoomlaShack