|
Düşünce;
hayatımızı etkileyen en önemli faktörlerden biri. Düşüncelerimiz hangi yönde değişirse, hayatımız da o yönde
değişir. İsteklerimiz, yapacaklarımız (veya yapmak istediklerimiz), geçmiş ve
geleceğe ait fikirlerimiz düşüncelerimizi, düşüncelerimiz de hayatımızı
etkiler/değiştirir.
Genellikle sahip
olduğumuz düşünceler ile hayatımıza yön veririz. Düşüncelerimiz aynı zamanda
“inanç”larımızdır. Başaracağımıza “inandığımız” veya “inanmadığımız”,
gerçekleşeceğine “inandığımız” veya “inanmadığımız”, elde edeceğimize “inandığımız”
veya “inanmadığımız”, kabul edileceğine “inandığımız” veya “inanmadığımız”
durumlar, aslında düşüncelerimizdir. Düşüncelerimiz pozitif yönde ise,
hayatımız pozitif ; düşüncelerimiz negatif yönde ise, hayatımız negatif yönde
değişir. Yani, yapacaklarımız hayatımızı pozitif yönde değiştireceğine
inanıyorsak hayatımız pozitif, yok eğer inanmıyorsak, hayatımız negatif yönde
değişecektir.
Hepimiz,
hayatımızın güzellik, mutluluk, sevinç ve pozitif olgularla dolu olmasını arzu
ediyoruz. Bunun için yapmamız gereken; bir işe başlamadan önce başaracağımıza
“inanmak” ve inançlarımız gerçekleşene kadar canla başla mücadele etmektir.
Önümüze çıkan engellere takılsak dahi, düşüncelerimizden vazgeçmeden belirlediğimiz
hedefe doğru yol almak için gayret göstermeliyiz. Yani yazı dili ile
“sabretmeliyiz”. Hatta bu yönde adım atmış ve ismini dünyaya duyurmuş kişilerin
hayatını kendimize rehber edinip, onların yaşantılarından aldığımız
ilham/şevk/gayret ile yolumuza, daha bir kararlılık ile devam etmeliyiz.
Hayatımıza yön
verecek düşüncelerimiz içerisinde hiçbir zaman “ihtimal” barındıran cümleler
yer almamalıdır. “Yapabilirim”, “edebilirim”, “başarabilirim” tarzı cümleler kurmak yerine, “yaparım”,
“ederim”, “başarırım” cümlelerini kurarak, kendimize olan özgüveni her zaman
diri tutmalıyız.
Biz, bu yazımızda,
özgüven sahibi olup, başaracaklarına inanarak, isimlerini dünyaya duyuran
insanların hayatlarını(veya başarı öykülerini) kısaca aktarıp, yazının sonunda
da sizlerle biraz sohbet edeceğiz.
9999 deneme yaptıktan sonra havasını alan adam!
Thomas Edison
ampulü keşfetmek için yüzlerce, hatta binlerce deney yapmış, başarısız olduğu
zamanlarda da “başarabileceği” düşüncesinden hiçbir zaman vazgeçmemiştir.
Thomas Edison,
yaptığı deneyleri çevresindeki insanlara anlatır ve anlatırken de büyük bir
mutluluk duyardı.
O, her deney
sonunda meyhaneye gider, orada bulunan arkadaşları/dostları ile dertleşir,
yaptığı deneyde ki “başarısızlığı” onlarla paylaşır, ama ümidini kaybetmediğini
ve muhakkak bir gün “başaracağını” da ardından eklerdi.
Yaptığı
yüzlerce/binlerce deneyden eli boş olarak döndüğünü arkadaşlarına, meyhaneye
gelerek anlatmak vazgeçemediği tutkusu olmuştu. Hatta arkadaşları, O'nun
başaramadığı hikayeleri(!) o kadar dinlemişlerdi ki, artık O gelmeden de O'nu
konuşuyorlardı. Dahası, arkadaşları O'nun ile alay etmek için meyhanede
toplanıyorlardı. Meyhanede toplanmalarının asıl sebebi zaman geçtikçe bu
olmuştu(!)
Thomas Edison,
meyhane kapısından her içeriye girdiğinde arkadaşları kahkaha atar ve
“Bizimkisi yine geldi! Anlaşılan yine deneyi başarısız geçmiş” diyerek kendisi
ile dalga geçerlerdi. Onların bu tutumunu dikkate almayan Edison ise cevaben;
“Hayır, başaramadım değil! Aksine ampulü keşfetmeyen bir yol daha bulduğumdan,
keşfetmeye bir adım daha yaklaştım. Zaman gelecek keşfetmemem imkansız olacak”
derdi.
Edison; gecesini
gündüzüne katarak, çalışır, didinir, ama “başaracağı” yönünde ki
düşüncelerinden hiçbir zaman vazgeçmez. Günlerce, haftalarca, yıllarca ampulü
keşfetmenin yollarını arar; yüzlerce, binlerce deneyler gerçekleştirir.
9999'uncu deneyde
de istediği başarıyı elde edemeyince, yine ümitsizliğe kapılmaz ve yaptıklarını
arkadaşları ile paylaşmak için meyhanenin yolunu tutar. İçeri girdiğinde,
sessizce bir masaya oturur. Ardında içeriye giren bir müşteri O'nun ile aynı
masaya oturur ve O'na; “ne kara kara düşünüyorsun birader, yoksa sevgilini mi
kaybettin?” diye sorar. Edison, 9998 deney yaptığını ve 9999'uncu deneyde dahi
ampulü keşfedemediğini, ama birgün keşfedeceğinden ümitli olduğunu söyleyerek,
“gün gelecek ki, geceler de gündüzler gibi aydınlık olacak” cevabını
verir. Bunun üzerine adam basar
kahkahayı ve “Havanı alırsın ancak, boşuna uğraşma oğlum! Sen kim, ampulü
keşfetmek kim” der.
Adamın bu sözleri,
(Edison'un keşfetmeyi çok arzuladığı) ampul gibi kafasında yanar. Adeta
delirircesine adama sarılır, kez be kez
O'nu öper, kırk yıldır sevgilisini görmemiş biri gibi sımsıkı sarar O'nu.
Ardından da şu sözleri ekler: “Tabi ya! Nasıl da düşünemedim! Havasını almam
lazım, ampulün! Havasını almadığım için ampul yanmıyor! Bende nerede hata
yaptığımı düşünüyor, bir türlü anlam veremiyordum. Problem ampuldeki havayı
almamamda.”
Edison yaptığı on
bininci(10.000) deneyde ampulün içerisinde ki havayı boşaltır ve nihayetinde
ampul yanar.
Ampulü keşfederek,
gecelerin gündüzler gibi aydınlık olmasını sağlayan Edison, gerçekleştirdiği
10.000'inci deneyin sonuna kadar hiçbir zaman “düşüncesinden” vazgeçmeyerek
bizlere verdiği ders ise şuydu: Düşünceniz değişirse hayatınız değişir!
Sol ayağıyla Sol ayağımı yazan yazar!
O , Dublinli duvar
örme ustasının 23 çocuğundan biri olarak dünyaya gelir. Hem de konuşmasını
bilmeyen, hareketlerini kontrol edemeyen, beyin felci biri olarak... Dört aylık
bir bebek iken, sorunlu bir insan olduğunun farkına varılır. Farkına varan ise,
annesi. Ne vakit kendisini emzirmeye çalışsa, kafasının yerinde sabit
duramadığını ve hemen arkaya doğru düştüğünü görür. Bu; O'nun a-normal bir
insan olduğunun ilk belirtisi olarak fark edilir. Zaman geçtikçe, yaşı
ilerledikçe diğer kusurlarının da farkına varılır.
Hiç vakit
kaybetmeden doktora götürürler, doktorlar O'nun bir embesil olduğunu ve hayatı
boyunca her zaman fiziksel ve zihinsel engelli biri olarak yaşacağı yönünde
teşhiste bulunurlar. Hatta bir kısım doktorlar O'nun “çöpe” atılması yönünde
sözler dahi sarf etmiştir. Kimi doktorlar O'na “tuhaf şey” derken, kimisi bu
olayı “ümitsiz bir vaka” olarak değerlendirir.
Doktorların bütün
bu müjdeli(!) haberlerine karşı anne ümidini kaybetmez, yüreğinden bir parça
olan oğlu ile ilgilenmeye, diğer çocuklarından daha fazla O'nunla vakit
geçirmeye karar verir.
Anne, verdiği
mücadelenin sonunda O'na (Çocuğu henüz 5 yaşında olmasına rağmen) bütün
alfabeyi öğretme başarısını elde eder. Çocuğun yazdığı ilk harf “A”, yazdığı
ilk kelime ise “A-N-N-E” olur. Çocuğunda ki “parıltı”yı onda gören Anne, oğluna
“resim” yapmayı da öğretir. Sol ayağı dışında hiçbir “sermayesi” olmayan,
geriye kalan bütün organları felç olan çocuk, resim yapmayı da öğrenir.
Beyin felci ve
fiziksel engelli biri olarak dünyaya gelen ve “sol ayağı” dışında hiçbir uzvunu
hareket ettiremeyen, konuşamayan, düşünemeyen, yardıma muhtaç olan ve
doktorların kendisini “tuhaf şey” olarak nitelendirdiği o küçük bebek,
“Anne”sinin sabır ile mücadelesi
sonucunda, yazmayı, resim çizmeyi, konuşmayı, hatta 500 kişi önünde konferans
vermeyi ve dahası İrlanda edebiyatının “dev”leri arasında yerini almasını
sağlayan bir “Yazar” olmasını sağlar. Evet, bahsini ettiğimiz Yazar, hepimizin
duyduğu: Christy Brown.
Christy Brown;
Annesinin ümidini yitirmeyip mücadelesi sonucunda içerisinde doğan yazı yazma
iştiyakı ile, “Down All The Days” otobiyografik romanını, “A Promising Career”,
“A Shadow On Summer”, “Wild Grow The Lilies” romanlarını ve ayrıca “Collected
Poems” şiir kitabını yazmıştır.
Sadece “Sol
ayağı”nın parmaklarıyla daktiloda yazdığı bu kitaplar bugün onlarca dillere
tercüme edilmiş, hayatı ise bir filme konu edinilmiştir.
Christy Brown'a
doktorların bile aciz kaldığı ve müdahalede bulunamadığı “çöpe” atılması,
“ilgisiz bırakılması”, “ümitsiz bir vaka” olarak değerlendirdikleri o 5 yaşında
ki çocuğu; hiçbir zaman ümidini kaybetmeyerek Christy Brown'un okumayı
sökmesine, yazı yazmasına, resim çizmesine ve dahası “ünlü” bir yazar olup, İrlanda
“dev”leri arasında yer edinmesini sağlayan Anne, hiçbir zaman Christy Brown'un bunları başaracağı
“düşünce”sinden vazgeçmeyerek bizlere verdiği derse ise şuydu: Düşünceniz
değişirse hayatınız değişir!
(Devamı Var...)
Özkan Erdem
YAZARIN BÜTÜN YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ
|
neden kaç ayn hala yazı?
Yazan:: M.emin () Tarih: 11-07-2008