|
Yakın zamanda bir kitapta, Japonya'da çok yoğun çalışan yöneticilerin
zamanla oluşan ülfet ve alışkanlıklardan uzaklaşmak için bazen gidip bir yıl
ayakkabı boyacılığı yaptıklarını, bir yıl sonra işlerinin başına farklı bir
insan olarak döndüklerini okumuştum. Ne kadar doğru ve yaygın olduğunu
bilmediğim bu yöntemi okuyunca, aynı yöntem insanın sık okuduğu ve duyduğu
kelimelere karşı oluşan üfeti aşmada işe yarayabilir mi sorusu zihnime
gelmişti.
Amacım kelimelerle olan ülfeti aşmak için bir yıl okumaktan uzak
kalmayı teklif etmek değil elbette. Bir süredir aksamış olan Risale-i Nur
okumalarıma tekrar başladığımda hepimizin yüzlerce kez duyduğu ve okuduğu bir
kelimenin zihnimde uyandırdığı mânâ zenginliğini paylaşmak istiyorum sizlerle.
Bunun nedeni daha dikkatli okumam mı, yoksa bir süre uzak kalmakla kelimeyi çok
sık okumanın ve hatta ezbere o kelimeyi bilmenin getirdiği ülfetin zail olması
mı, bilmiyorum. İnsan bazen bilmişin aldanmışlığını yaşayabilir. Bildiğini
düşündüğü kelimenin manasını zihninde kemikleştirip yeni mana filizlerinin
yeşermesine engel olabilir.
Sözü daha fazla uzatmadan, bu kelimenin 'misafirhane' olduğunu ifade
edeyim. Risalelerin birçok yerinde geçen bu kelimeyle dünyanın bir misafirhane
olduğu hatırlatılır. Misafirhane kelimesinin manalarını anlamak, dünyayı
anlamamıza yardımcı olabilir.
İlk olarak misahirhane misafirliğe gittiğimiz ve misafir olduğumuz
yerdi. Hayatımızın akışı içinde birçok defa ya bir misafirhanede misafir oluruz
ya da birilerini misafir ederiz. Bu halin en belirgin bir özelliği ise geçici
olmasıdır. Bu geçiciliği bildiğimizden dolayıdır ki, misafirliğe giderken çok
fazla eşya götürmeyiz yanımızda. Birisinin misafirliğe bütün evini, mülkünü
taşıyarak gittiğini duymuş değilizdir. Kendimiz de herşeyimizi alarak gitmeyiz
zaten. Kısa ve geçici bir durum için bütün mülkümüzü taşımanın akılsızlığı
ortadadır zira. Aynen öyle de, dünya da bir misafirhane ve bizler de
misafiriydik. Günlük yaşantımızda misafirlik için geçerli olan hakikatler dünya
için de geçerliydi. Bu dünya misafirhanesinde de kısa bir zaman kalacaktık. O
halde bütün mülkümüzü, varlığımızı bu misafirhaneye taşıma gayretimizin,
çabamızın manası neydi? Uzun ebed yolculuğunda kısa bir uğrak yeriyken dünya,
yol üstüne bina kurma gayretimizin beyhudeliği ortada değil miydi? Bu insanî
zaafiyetimizi bilen Rabbimiz bizi tekrar tekrar uyarır. Dünyanın bir
misafirhane olduğunu, asıl beka yurdunun ise ahiret olduğunu hatırlatır.
Dünyanın yüzüne vurulmuş fena damgasını gösterir her zevalle birlikte.
Misafirhanenin uyulması gereken kuralları vardır. Bunun asgarisi ise
misafirhane sahibinin rızası dairesinde hareket etmektir. Misafirhaneye zarar
vermemektir. İzin verilen yere girmek, izin verilmeyen yerde ise durmaktır.
Dünya bir misafirhane, insan da onda misafir ise, onun da misafirhane sahibinin
koyduğu kurallara uyması asgarî misafirlik nezaketinin gereğidir. İzin verileni
yiyecek, içecek; izin verilmeyene el uzatamayacaktır. Müsaade edilen yerleri
kullanacak, gezecek, görecek; izin verilmeyenden ise uzak duracaktır. Eğer
böyle olmayıp da insan misafirliğin gereklerine uymazsa, bir daha misafir olmak
liyakatinde olmadığını göstermiş olacaktır. Hangi birimiz misafir ettiğimizde
izin vermediğimiz halde evimizin her yerini gezmeye kalkan; kendi malıymış gibi
kafasına göre eşyalarımızı kullanmaya, satmaya, kırmaya kalkan; evimizde
olmadık gürültü çıkaran, üstüne üstelik bir de kendi eviymiş gibi kendine
benzeyen başkalarını davet etmeye kalkan birisini bir daha misafir etmek
isteriz? Aynı şekilde, bu dünya misafirhanesinin sahibinin kurallarına uyan,
asgari misafirlik edebini takınan mü'minler ebedi esenlik ve selam yeri olan
cennete lâyık olurken, 11. Söz'deki harika temsilin ikinci kısım misafirleri
gibi bu dünya misafirhanesinin sahibi Rabb-i Rahim'in kurallarına ve ikazlarına
kulak tıkayan, helal haram demeden hayvan gibi her önüne geleni yiyen, içilmesi
yasak olan içecekleri içip sarhoş olan ve bağırıp çağırarak seyirci misafirleri
çok rahatsız eden ve Rabbe edepsizlikte bulunanlar, öyle edepsizlere layık bir
hapse atılacaklardır.
Misafirhane kelimesi ontolojik olarak Rahman'ın kullarına olan şefkat
ve merhametini de içeriyor. Yani yarattıklarını seven ve severek yaratan bir
Yaratıcı. Çünkü insan sevdiklerini ve değer verdiklerini en güzel şekilde
misafir eder. Evimize çok değerli ve önemli bir misafir geleceğinde annemizin
evdeki ve mutfaktaki telaşını ve heyacanını görmeyenimiz var mıdır? Aynı
şekilde, hiçbir şeye muhtaç olmayan ama herşeyin kendisine muhtaç olduğu
Rabbimiz koca dünyayı bize misafirhane kılmış, zeminini en güzel yeşil
halılarla döşemiş, semasını yıldızlarla donatmış, en muhteşem sanat harikası
yiyeceklerle doldurmuş ve daha sayamadığımız sayısız nimetleri biz misafirleri
için yaratmıştır. Böyle bir sevgi, rahmet ve merhamet gösterisiyle karşılaşan
şu misafirhane-i dünya misafiri insandan böyle bir misafirhane sahibinin emir
ve kurallarına uygun yaşamasını beklemek ve istemek çok şey midir?
Ne mutlu dünyayı bir misafirhane gibi görüp, aziz bir misafir gibi
yaşayanlara... Veyl misafirliğini unutup heva ve hevesine tâbi olarak
yaşayanlara...
Murat Kuru
YAZARIN BÜTÜN YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ
|
|
|