|
Gözümüzü hikmetle açıp ibretle etrafımıza baktığımızda Rabbimizin nice
âyetlerini görürüz. Çiçekler, böcekler, dağlar, denizler, denizde akıp giden
gemiler, yağmurlar, bulutlar…
Gece de bu âyetlerden biridir. Bizatihi Kur’ân “Gece de onlar için bir
âyettir” (bkz. Yâsîn sûresi, âyet: 37) buyurur ve bizleri gece üzerine
düşünmeye, tefekküre çağırır. Maişet vakti kılınan gündüzün keşmekeş ve
koşuşturmacasından sonra ilâhî bir lütuf olarak dinlenme vakti kılınan gece,
kendimizi dinleyebileceğimiz bir vakittir de aynı zamanda. Gece nasıl gündüze
perde kılındıysa, biz de gecelerimizi günümüzün sahte ışıklarına,
parlaklıklarına perde kılabiliriz. Bürünmek, örtünmek biraz da kendi içimize,
özümüze, enfüsî âlemimize dönmekse, gecelerimizde Rabbimizin âyetleri üzerine
yapacağımız tefekkür ve ibadetlerimiz mülkten melekût, maddeden mânâ alemlerine
açılan pencerelerimiz olabilir. Çünkü Kur’ân’ın ifadesi ile “Gece kalkışı,
(Kur’ân’ı anlamada kalbe) alabildiğine uygun ve kıraate daha elverişlidir” (bkz.
Müzzemmil sûresi). Bir âyet olarak gecenin, gecelerin bizlere söylediği nice
ders olsa gerektir.
Gece rububiyet dersi verir. Kişi dünyayı kendi ayinesinden görürmüş.
Monotonlaşan hayatımız çoğu zaman etrafımızdaki nice ‘olağanüstü’lükleri
‘olağan’laştırır. Tüm kâinatı elinde tutan birinin ancak gündüzün ardından bir
örtü ve dinlenme vakti olan geceyi getirebileceğini unutur oluruz. Gecede
yazılan nice âyetleri ve dersleri de tabiî. Nisyan ile mâlûl olduğumuzu bilen
Rabbimiz hatırlatır ve ikaz eder bizi. “De ki: Söyleyin bakayım! Eğer Allah,
geceyi üzerinizde kıyamete kadar devamlı kılacak olsa, Allah’tan başka size bir
ışık getirecek ilâh kimdir? Hiç (söz) dinlemez misiniz? De ki: Söyleyin
bakayım! Eğer Allah gündüzü üzerinizde kıyamete kadar daimî kılacak olsa,
içinde istirahat edeceğiniz bir geceyi size getirecek ilâh kimdir? Hiç (hakkı)
görmez misiniz?” (Bkz. Kasas sûresi, âyet: 71-72).
Gece faniliğimizi ve misafirliğimizi anlatır bize. Gündüzün göz
kamaştırıcı ışık ve aydınlığının gece ile zeval bulması her kemalin bir zevali
olduğunu hatırlatır. Gündüz nasıl zevale akıyorsa dünyanın da gözümüzü
kamaştıran mal, mülk, şan, şöhret, şehvet, makam, mevki gibi nesi varsa hepsi
gece ve gündüzün dönmesi ile zevale koşar. Yaşadığımız her gece ölümümüze bir
gece daha yaklaşmak, yaşamak ölümümüze yanaşmak demektir aslında. Rabbimiz de
bu dersi verir nice âyette. “Yerin üstünde olan herkes fanidir. Ancak senin
azamet ve kerem sahibi Rabbinin Zatı baki kalır” (Bkz. Rahmân sûresi, âyet:
26-27). Biz o kadar alışmışız ve ülfet etmişizdir ki geceye, bu mânâlar pek
yankı bulmaz kalp ve ruhlarımızda.
Gecede ümit de vardır. Günümüzün sel gibi akan günahları karşısında her
bir günahla biraz daha yaralanan ve karalanan kalblerimiz, nazar-ı gafletle
Yunus aleyhisselamın gecesinden yüz derece daha karanlık olan istikbalimiz
vardır. Çevreden yardım yerine çoğu zaman binbir günahın kışkırtıcı çağrıları
gelir kulaklarımıza ve gözlerimize. Benliğimizin sahte ışıkları
karanlıklarımızı koyulaştırmaktan başka birşeye yaramaz. Biz böyle ümitsiz
iken, gecede imanın nuru daha da parlar. Zira artık anlarız ki, sebepler
faydasızdır. Yoktur Müsebbibü’l-Esbab’dan başka yardımcımız. Yunus aleyhisselam
gibi “Lâ ilâhe illâ ente” deriz en koyu karanlıklarımızda. “Yâ Rabbi! Bizim
durumumuz ne kadar karanlık olursa olsun, sen gecenin karanlığından sabahı
yarıp çıkaransın (bkz. En’am sûresi, âyet: 96); bizim de karanlıklarımızdan
imanın hidayet nurlarını çıkar. Yoktur senden başka bize eman verecek” diye
yalvarırız.
Farklı yön ve boyutları olsa da hidayet nuru bir taneyken, dalâletin
karanlıkları binlercedir. Nefsimiz, enaniyetimiz, mal-mülk tutkumuz,
makam-mevki sevgimiz, şehvetimiz, karanlıklarımızdan sadece birkaç tanesidir.
Ve bizi bütün karanlıklardan kurtaracak Rabbimize olan iman, dua ve
istiğfarlarımızdır. Çünkü “Allah iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır; onları
inkâr karanlıklarından hidayet nuruna kavuşturur” (bkz. Bakara sûresi, âyet:
257).
Peygamberimizin (s.a.v.) gece yatmadan önce okumamızı önemle tavsiye
ettiği Bakara sûresinin son iki âyetinde geçen “Allah kimseyi gücünün
yetmeyeceği birşeyle mükellef tutmaz” da gece de bize verilen bir ümit ve müjde
değil midir? “Her ne kadar gündüz harama ve günaha düşmüş ve girmiş olsan da
ümitsizliğe düşme! Bunlar senin geçebileceğin imtihanlardır. Çünkü senin
şefkatli ve merhametli Rabbin, sana geçemeyeceğin sorumluluklar yüklemez” gibi
mânâlar da söylemez mi? Şeytanın “Zaman kötü, bu kadar günah var; inancını
yaşaman imkânsız. Bak, insanların çoğu harama dalmış durumda. Bundan kurtulman
imkânsız” gibi binbir desisesine karşı bu âyetler birer ümit değil midir?
Şeytanın bu desiselerine karşı “Hayır, Rabbim bana kaldıramayacağım yükü ve
sorumluluğu yüklemez” diye bilmek, bir destek ve teşvik olsa gerek bizler için.
Gecenin verdiği dersler ve mânâlar bunlarla sınırlı değildir elbette.
Ve herkes geceden aynı dersi de almaz. Gece böler, gece çarpar, gece arttırır,
gece eksiltir, gece parçalar, gece toplar, gece iter, gece çeker… Sonuçta
geceden alacağımız dersler kendi aynamızın rengine göre olacaktır.
Ne mutlu geceyi Rabbimizin bir âyeti olarak görüp bu nazarla
okuyabilenlere. Onlar gecenin, gece de onların dostudur!
Murat Kuru
YAZARIN BÜTÜN YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ
|
|
|
Masallah.
Yazan:: Muhammed () Tarih: 14-05-2008