Vintage

Something Different for Joomla

Kibir Yazdır E-posta
Tarih: 26-03-2008

Image 

Image 

Kibir, genelde kendini beğenmişlik, gurur, benlik, enaniyet anlamlarına gelmektedir. Bu gibi davranış ve sıfatlar, bir müslümanda olmaması gereken durumlardır.

İsra suresi 37. ayette;” Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Çünkü sen asla yeri yaramazsın ve boyca da dağlara erişemezsin.” denilmektedir.

İnsan, bazen Cenab-ı Hakk'ın kendisine verdiği nimetleri, kendisinden gelen bir özellikmiş gibi telakki ederek kibirlenir ve kibir kuyusuna düşerek, bu çukurdan çıkmakta zorlanır.

Onun için Allah'ın bizlere ihsan ettiği nimetler karşısında, gurura ve kibire düşmemek, o nimetlerin bize bir ikram-ı İlahi olarak ve imtihan için verilmiş olduğunu idrak etmek durumundayız.

Kibrin alametlerinden bazıları;

        Bir topluluğa girdiğinde, kendisi için ayağa kalkılmasını veya ayakta durulmasını istemek. Halbuki; Hz.Peygamber efendimiz (asm), bir kimsenin kendisi için ayağa kalkılmasını beğenmez, çirkin görürdü.

        Başkalarının kendisini ziyaret etmelerini istemek, ama kendi kimseyi ziyaret etmemek

     Yanında fakirlerin oturmasını istememek. Halbuki, Hz.Peygamber (asm) efendimiz, fakirlerle musafaha eder ve fakirler elini çekmeden elini çekmezdi.

        Evinde kendi işini yapmamak, evinin ihtiyaçlarını bizzat kendi alıp eve götürmemek.

        Alımlı elbise giymek. Her zaman güzel ve gösterişli elbise giyiyorsa, bu kibir olmaz.

Kibrin, gururun, enaniyetin ufuk mertebesi Firavunluktur. Kendini o kadar beğenir, o kadar güvenir ki, kendini (haşa) yaratıcı konumuna bile getirir. Bunu Üstad Said Nursi şu şekilde ifade etmiştir; “...firavunlaşmış maddiyyun gibi, "kendi kendine oluyorlar, kendi kendini besliyorlar, kendilerine lâzım olan herşeyi yaratıyorlar" mı tahayyül ediyorlar ki, imandan, ubudiyetten istinkâf ederler? Demek kendilerini birer hâlık zannederler.” (25.Söz, 5.Nokta) demektedir.

Ruskin de “Genellikle bütün büyük yanlışların altında gurur-kibir yatar.” demektedir.

Çünkü, dünyadaki bütün kötülüklerin kaynağı bu duygulardır. Hem dünya hayatının sıkıntıları, hem de ahiret azabı büyük ölçüde bu duyguların, bu tür davranışların yol açtığı iş ve hareketlerin sonucudur.

Kibrin,insanın davranışlara aksetmesi nefs-i emmarenin aldatmaları dolayısıyla olmaktadır. İşte bu gibi durumlarda kibrin tedavisi gerekmektedir.

Bunun için de insan bu gibi davranışlarının en etkili sebebinin nefsi olduğunu anlaması tedavinin çoğunluğunu gidermesi demektir. Çünkü; “Nefsini itham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiaze eder. İstiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur.”

Kibre karşı kişinin kendini muhafaza edebilmesinin en emin yolu dünyaya geliş maksadını düşünmek, daima acizliğini idrak etmek ve ahireti unutmamaktır.

İnsan bilmelidir ki; mal, mülk, beden güzelliği, çocuklar ve bütün dünya fanidir, geçicidir.  O halde zaten geçici olan bunlar için kibirlenmek akıl kârı olmamak gerekir.

İlim ve ibadetten dolayı kibirlenmek tedavisi en zor hastalıktır. Aynı zamanda azabı da daha çoktur. İlmin değeri büyük olduğu kadar, mesuliyet ve azabı da daha ağırdır.bu sebeble gerçek alimler daima tevazu sahibi olurlar.

Kibrin diğer bir tedavi şekli de tevazudur. Çünkü, kibrin muhalif sıfatı tevazu'dur. Tevazu, müminlerin makamını yücelten, Kur'anın senasına mazhar eden bir sıfattır.

Tevazuyu Abdullah ibni Mübarek şöyle tarif etmiştir. “Tevazunun başı dünya nimetinde senden aşağı olanın yanında nefsini alçatmandır. Tâ ki, böyle yapmakla, dünyalığından ötürü kimseye karşı bir üstünlüğün olmadığını bilmiş olasın. Diğer taraftan da, dünyalık itibariyla senden üstün olana karşı nefsini yüksek tutmandır. Tâ ki, onun dünyalıklarından ötürü sana karşı bir üstünlüğü olmadığını öğrenmiş olasın.”

Risale-i Nur, nifak ve şikakı, tefrikayı, fitne ve fesadı kaldırıp; kardeşliği, uhuvvet-i diniyeyi, tesânüd ve teâvünü yerleştirdiği gibi; gurur ve kibir ve hodfuruşluk ve zillet gibi, ahlâk-ı seyyieden kurtararak, tevâzu ve mahviyet ve izzet ve vakar gibi güzel ahlâklara da sahip kılar.”(Konferans)

Kur'an-ı Kerim'de de Allah kibirden nasıl sakınmamız gerektiğini Mü'min süresi 56.ayette bildiriyor;” Kendilerine gelmiş kesin bir delil olmaksızın, Allah'ın âyetleri hakkında mücadele edenlerin göğüslerinde ancak yetişemeyecekleri bir kibir vardır. Sen hemen Allah'a sığın. Çünkü her şeyi işiten ve gören O'dur.”

Kibir ve gurura karşı uygulaması mümkün bir ilaç ta Hz.Ömer'in hayatından verelim; “Halife Hz. Ömer bir gün kırbasını (su tulumu, su kabı) sırtına yüklenmiş, Medine'nin en kalabalık sokaklarında dolaşıyordu. Babasının sırtında kırba ile dolaştığı oğlu Abdullah'ın da gözüne ilişti ve kendisine yetişip sordu:

- Baba sen ne yapıyorsun, koskoca halife sırtında kırba taşır mı, taşıtacak kimse mi bulamadın?

- Oğlum, bunu taşıtacak adam bulamadığım için veya başka bir mecburiyet dolayısıyla taşıyor değilim. Nefsime gurur gelir gibi oldu, kendimi beğenir gibi oldum, sırf onu küçültmek için bu yola başvurdum. “

Anlam ve davranış bakımından birbirine benzetilen kibir  ve vakar ile tevazu ve zilleti karıştırmamak gerekir. Bu konuda Üstad Said Nursi şu şekilde konuyu açıklığa kavuşturmuştur.      “ Meselâ, bir ulü'l-emir, makamındaki ciddiyeti vakar, mahviyeti zillettir. Hânesinde ciddiyeti kibir, mahviyeti tevazudur.” (Sünuhat)

Bu konuda Yavuz Sultan Selim'in hayatından bir kesit aktarmak istiyorum. 

 

“Yavuz,, iki yıl süren, önemli savaşlara sahne olan, büyük zafer ve kazançlar elde edilen Suriye ve Mısır seferinden dönüşte ikindi vakti bu günkü Üsküdar'a gelmişti Bütün beylere paşalara emir verdi ki gece oluncaya kadar Üsküdar'da kalınacak, karşıya karanlık basınca geçilecekti Bazı yetkililer gündüzden geçilmesini daha uygun bulduklarını, geceyi beklemenin niçin gerekli görüldüğünü sormak cesaretinde bulundular Padişah da açıklama büyüklüğü gösterdi: "Bütün dünyada yankı uyandıran büyük bir zafer, şan ve şerefle dönüyoruz Gündüzün istanbul'a geçtiğimiz takdirde halk büyük bir karşılama yapacak tezahüratta bulunacaktır Bu da nefsime bir gurur getirebilir Bundan Allah'a sığınırım Buna meydan vermemek için payitahta gece geçeceğiz" demişti.

 

Biz de son söz olarak Mevlana gibi “Aşını, eşini ve işini beğen, ama, kendini beğenme.” diyerek sözlerimizi sona erdirebiliriz.

Dua ve tevazuda kalın.

M. Fahri Utkan

 YAZARIN BÜTÜN YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ

   

Okuyucu yorumları  
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

 


Yorumunuzu ekleyin
İsim
E-mail
Başlik  
Yorum
 
   
   

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.5 © 2007-2008 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
 
< Önceki   Sonraki >
Joomla Templates by JoomlaShack