|
Geçenlerde bir gazete sütununda, kadın açısından gayr-ı fıtrî hallerin
sözcülüğünün yapıldığına şahit olduk. Sözkonusu yazının yazarı, kadının,
güzelliğini kocasının dışındakilere teşhirini, ‘Kadın bilinçlendikçe teşhir
duygusu da artıyor’ şeklinde yorumlamaktan çekinmiyor, bununla da yetinmeyip
dinî inançların kadını sevmediği, onunla mücadele ettiği, hatta daha ileri
giderek kadının, bir gün, inanca karşı zafer kazanacağı gibi iddialarda
bulunuyordu.
Güya kadını yüceltmek adına sarfettiği bu sözleriyle, aslında kadını
bayağılaştırıyor, adileştiriyor ve kadını şehevî duygularına esir olmasıyla
övüyordu.
Bu ve buna benzer sözlerin, kadının ahlâkını bozarak topyekün bir
toplumu ve milleti çökertmek emelinde olan ifsat komitelerinin maksatlarına
hizmet ettiğini söylemek zor olmasa gerek. Bu tür fikir sahipleri, güya kadının
kendi güzelliklerini cömertçe teşhir ederek gerçek hürriyetine kavuştuğunu
iddia ediyor. Halbuki bu tür düşünenlerin tam aksine Bediüzzaman “Sefahet ve
rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir. Belki hayvanlıktır, şeytanın
istibdadıdır. Nefs-i emmâreye esir olmaktır” der.
Aslında, daha çok önceleri, Bediüzzaman “Kadın, kendi güzelliklerini
göstermeye fıtraten çok meyyal olmasından, seve seve o fitneye atılır, baştan
çıkar” diyerek, ahirzaman kadınının teşhirciliğe meyilli oluşuna dikkat çekmiş,
eserlerinin pek çok yerinde bu meseleyle ilgili ikaz ve derslerde bulunmuş,
hatta özel olarak kadınlar için Hanımlar Rehberi isimli bir eser bile
neşretmiştir. İfsat komitelerinin elinde oyuncak olan günümüz kadınının bu
hakikatlere şiddetle ihtiyacı olduğu aşikâr.
Yazık ki modern insan, kendince hürriyeti, hiçbir sınır tanımamakta
arıyor hâlâ. Ama "Hiçbir sınırlamanın altına girmeyeceğim" derken, kendi
hayvanî hislerinin, heveslerinin, kısacası nefsinin esiri olduğu gerçeğini de
atlıyor...
Bediüzzaman, sınırsız hürriyetin ‘sınırsız vahşet’ olduğuna dikkat
çekerek, hürriyeti sınırlamanın 'insaniyet' açısından zarurî olduğunu söyler.
Zira insan, duygularına sınır koymazsa, kendisine ve başkalarına zarar
verebilecek yaratılıştadır. Böyle bir durumda, 'kuvve-i gadabiye' denilen öfke
duygusuyla insanlık dışı vahşetleri işleyebileceği ve 'kuvve-i akliye'siyle
sapkın fikir akımlarına kaynaklık edebileceği gibi, 'kuvve-i şeheviye-yi
behimiye' denilen ‘cinsel ve hayvanî’ yönüyle de nice rezalet ve sefahetleri
irtikab edebilir. 'Fıtrat ve insanlık dini' olan İslâm ise, beşerin bu
duygularını terbiye altına alarak, insanı 'insan' yapmakta, onu gerçek değerine
yüceltmektedir. "İman, insanı insan eder" cümlesi de, bu mânâyı ifade
ediyor olsa gerek.
Öyleyse kendisini açık saçıklıkla teşhir eden kadın, bu haliyle,
hürriyet, cüret ve cesaretini değil, bilâkis nefse esaretini ilân etmektedir.
Aslında kadının, sadece kendi vicdan ve fıtratını dinlemesi bile, ona
doğru ipucunu verecektir. Zira psikolojik bir tesbittir ki, kadın zayıf, nazik,
himayeye muhtaç, yabancı erkeklere karşı yaratılış itibariyle korkak ve
çekingen olduğundan, sadece bu yönüyle bile ‘teşhîr’e değil, ‘testîr’e, yani
zinetini örtmeye, gizlemeye muhtaçtır.
Ama maalesef, bir çok şeyin aslından uzaklaştırılarak dejenere edildiği
günümüzde, ifsat komitelerinin kasıtlı baş hedefi olarak kadın da fıtratından
uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Günümüz kadını, sefih medeniyetçe zihnine telkin
edilen fikirler ve kulağına üflenen aldatıcı desiseler sebebiyle fıtratın
sesine kulak veremez olmuştur.
Öyleyse bazılarının ifade ettiği gibi "Kadın bilinçlendikçe teşhir
duygusu da artıyor" değil, tam aksine "Fıtratından uzaklaştıkça, yani
bilinci/şuuru felce uğradıkça, ifsat edildikçe teşhir duygusu da artıyor"
denilebilir.
Haberlerden okuduğumuz kadarıyla Türkiye'de aşırı teşhirciliği hayat
tarzı haline getiren bir grubun, bulundukları çevre tarafından nefret damgası
yiyerek dışlanmış olmaları da, fıtrat gerçeği olarak karşımızda duruyor ve
Bediüzzaman'ın şu tesbitini teyid ediyor: “Şeriat dairesinden hariç olan
hürriyet, ya istibdat veya esaret-i nefis veya canavarcasına hayvanlık veya
vahşettir. Böyle lâübaliler ve zındıklar iyi bilsinler ki, dinsizlikle ve
sefahetle sahib-i vicdan hiçbir ecnebîye kendilerini sevdiremezler ve
benzetemezler. Zira mesleksiz ve sefih sevilmez.”
Evet, herşeyde olduğu gibi teşhirciler ve onların sözcüleri de, kaçıp
durdukları fıtrat ve vicdanlarının seslerini dinleseler, hakikati bulacaklar.
İsmail Tezer
YAZARIN BÜTÜN YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ
|
|
|
muthiş...
Yazan:: yasemin () Tarih: 14-07-2008