Vintage

Something Different for Joomla

Teşhircilik Cesaret Değil Esaret Yazdır E-posta
Tarih: 11-04-2008

Image
 
Image  
 

Geçenlerde bir gazete sütununda, kadın açısından gayr-ı fıtrî hallerin sözcülüğünün yapıldığına şahit olduk. Sözkonusu yazının yazarı, kadının, güzelliğini kocasının dışındakilere teşhirini, ‘Kadın bilinçlendikçe teşhir duygusu da artıyor’ şeklinde yorumlamaktan çekinmiyor, bununla da yetinmeyip dinî inançların kadını sevmediği, onunla mücadele ettiği, hatta daha ileri giderek kadının, bir gün, inanca karşı zafer kazanacağı gibi iddialarda bulunuyordu.

Güya kadını yüceltmek adına sarfettiği bu sözleriyle, aslında kadını bayağılaştırıyor, adileştiriyor ve kadını şehevî duygularına esir olmasıyla övüyordu.

Bu ve buna benzer sözlerin, kadının ahlâkını bozarak topyekün bir toplumu ve milleti çökertmek emelinde olan ifsat komitelerinin maksatlarına hizmet ettiğini söylemek zor olmasa gerek. Bu tür fikir sahipleri, güya kadının kendi güzelliklerini cömertçe teşhir ederek gerçek hürriyetine kavuştuğunu iddia ediyor. Halbuki bu tür düşünenlerin tam aksine Bediüzzaman “Sefahet ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir. Belki hayvanlıktır, şeytanın istibdadıdır. Nefs-i emmâreye esir olmaktır” der.

Aslında, daha çok önceleri, Bediüzzaman “Kadın, kendi güzelliklerini göstermeye fıtraten çok meyyal olmasından, seve seve o fitneye atılır, baştan çıkar” diyerek, ahirzaman kadınının teşhirciliğe meyilli oluşuna dikkat çekmiş, eserlerinin pek çok yerinde bu meseleyle ilgili ikaz ve derslerde bulunmuş, hatta özel olarak kadınlar için Hanımlar Rehberi isimli bir eser bile neşretmiştir. İfsat komitelerinin elinde oyuncak olan günümüz kadınının bu hakikatlere şiddetle ihtiyacı olduğu aşikâr.

Yazık ki modern insan, kendince hürriyeti, hiçbir sınır tanımamakta arıyor hâlâ. Ama "Hiçbir sınırlamanın altına girmeyeceğim" derken, kendi hayvanî hislerinin, heveslerinin, kısacası nefsinin esiri olduğu gerçeğini de atlıyor...

Bediüzzaman, sınırsız hürriyetin ‘sınırsız vahşet’ olduğuna dikkat çekerek, hürriyeti sınırlamanın 'insaniyet' açısından zarurî olduğunu söyler. Zira insan, duygularına sınır koymazsa, kendisine ve başkalarına zarar verebilecek yaratılıştadır. Böyle bir durumda, 'kuvve-i gadabiye' denilen öfke duygusuyla insanlık dışı vahşetleri işleyebileceği ve 'kuvve-i akliye'siyle sapkın fikir akımlarına kaynaklık edebileceği gibi, 'kuvve-i şeheviye-yi behimiye' denilen ‘cinsel ve hayvanî’ yönüyle de nice rezalet ve sefahetleri irtikab edebilir. 'Fıtrat ve insanlık dini' olan İslâm ise, beşerin bu duygularını terbiye altına alarak, insanı 'insan' yapmakta, onu gerçek değerine yüceltmektedir. "İman, insanı insan eder" cümlesi de, bu mânâyı ifade ediyor olsa gerek.

Öyleyse kendisini açık saçıklıkla teşhir eden kadın, bu haliyle, hürriyet, cüret ve cesaretini değil, bilâkis nefse esaretini ilân etmektedir.

Aslında kadının, sadece kendi vicdan ve fıtratını dinlemesi bile, ona doğru ipucunu verecektir. Zira psikolojik bir tesbittir ki, kadın zayıf, nazik, himayeye muhtaç, yabancı erkeklere karşı yaratılış itibariyle korkak ve çekingen olduğundan, sadece bu yönüyle bile ‘teşhîr’e değil, ‘testîr’e, yani zinetini örtmeye, gizlemeye muhtaçtır.

Ama maalesef, bir çok şeyin aslından uzaklaştırılarak dejenere edildiği günümüzde, ifsat komitelerinin kasıtlı baş hedefi olarak kadın da fıtratından uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Günümüz kadını, sefih medeniyetçe zihnine telkin edilen fikirler ve kulağına üflenen aldatıcı desiseler sebebiyle fıtratın sesine kulak veremez olmuştur.

Öyleyse bazılarının ifade ettiği gibi "Kadın bilinçlendikçe teşhir duygusu da artıyor" değil, tam aksine "Fıtratından uzaklaştıkça, yani bilinci/şuuru felce uğradıkça, ifsat edildikçe teşhir duygusu da artıyor" denilebilir.

Haberlerden okuduğumuz kadarıyla Türkiye'de aşırı teşhirciliği hayat tarzı haline getiren bir grubun, bulundukları çevre tarafından nefret damgası yiyerek dışlanmış olmaları da, fıtrat gerçeği olarak karşımızda duruyor ve Bediüzzaman'ın şu tesbitini teyid ediyor: “Şeriat dairesinden hariç olan hürriyet, ya istibdat veya esaret-i nefis veya canavarcasına hayvanlık veya vahşettir. Böyle lâübaliler ve zındıklar iyi bilsinler ki, dinsizlikle ve sefahetle sahib-i vicdan hiçbir ecnebîye kendilerini sevdiremezler ve benzetemezler. Zira mesleksiz ve sefih sevilmez.”

Evet, herşeyde olduğu gibi teşhirciler ve onların sözcüleri de, kaçıp durdukları fıtrat ve vicdanlarının seslerini dinleseler, hakikati bulacaklar.

İsmail Tezer

  YAZARIN BÜTÜN YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ

   

Okuyucu yorumları  
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

 

Yorum Sayısı: 1 / 1

muthiş...

Yazan:: yasemin () Tarih: 14-07-2008

muthiş...

Yazan:: yasemin Tarih: 14-07-2008

muthiş bir yazı. Sizi tebrik ediyor siz gibiler kaldımı diyorum... Teşekkurler.

 

Yorum Sayısı: 1 / 1



Yorumunuzu ekleyin
İsim
E-mail
Başlik  
Yorum
 
   
   



mXcomment 1.0.5 © 2007-2008 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
 
< Önceki   Sonraki >
Joomla Templates by JoomlaShack