Vintage

Something Different for Joomla

İbrahimî Meşreb ve Bediüzzaman Yazdır E-posta
Tarih: 14-03-2008

Image
 
Image  

 “Ey babacığım, benim Rabbim kim?”
“Annen”
“Annemin Rabbi kim?”
“Benim!”
“O halde senin Rabbin kim?”
“Nemrut!”
“Pekâla Nemrut’un Rabbi kim?”
“........”

Daha 15 aylıkken, Hz. İbrahim’in, babası Azer’i usandıracak derecede sorduğu bu nevî sualler, tefekkürün ileride onun dünyasında nasıl bir yer edeceğinin işaret taşıydı.

Kavmine; yıldızların, Ayın ve Güneşin zevâle mahkûm mahluklar oluşunu, bizzat onları temâşâ ederek göstermesi; puthanede putları kırdıktan sonra balyozu en büyük putun boynuna asarak kavminin putperestlik inancını sarsması; öldükten sonraki diriliş hakikatini bu dünyada gözüyle görmek için Rabbinden bir numune istemesi de, hep onun tefekkür meşrebinin tebliğ hayatındaki tezahürleri idi.

Öte yandan fıtraten yumuşak huyluydu da. Kavmine karşı çok şefkat sahibi idi. Kolay kolay kızmaması, yapılan eziyetlere sabrederek insanların bir gün ıslah olacaklarını ümit ve temennî etmesi, hatta Lut kavminin helâk olacağı haberini aldığında, ıslah olabilirler ihtimaliyle azabın tehirini arzu etmesi de, onun şefkatinin ne kadar geniş olduğunu ortaya koyuyordu.

Tefekkür ve şefkat onun hususî meşrebi idi. Gerçi her peygamberin hayatında bu tefekkür ve şefkat vardı. Lâkin Hz. İbrahim'de daha ziyade gözüküyordu.

Ondan tevârüsle de, Hz. Peygamber’e ve onun ümmetinin varislerine geçti bu meşrep. Tıpkı “Risale-i Nur'un mayası ve meşrebi tefekkür ve şefkat olduğu cihetle, Hazret-i İbrahim'in (as) hususî meşrebi olan tefekkür ve şefkat noktasında tam tevafuk ettiğini” ifade eden Bediüzzaman Said Nursî'nin hayatında olduğu gibi.

O, hayatıyla İbrahimî meşrebi yaşadı adeta. Şefkat ve tefekkür, onun mesleğinin iki esası idi. Hakîm ve Rahîm isimlerinin tecellîsi, sair esmâya nisbeten onun hayatında daha ziyade hükmediyordu çünkü.

Hikmetli bir babanın, Hakîm ismine müraatın gereği hayvanlarının ağzını bağlayacak derecede helâl-haram hassasiyetindeki tedbirli vaziyeti, daha çocukluğunda onun ruhuna Hakîm tecellîsinin ilk numunelerini ekerken; saliha bir annenin istikametli şefkat terbiyesi de, onu imanları kurtarmak uğrunda ahiretini feda edecek derecede rahimiyet tecellîsine sahip kılmıştı.

O, tefekkür meşrebiyle, kâinatı bir kitap gibi okurken; şefkat meşrebiyle de başkalarına okutturuyordu. Hakîm olanın ilham etmesiyle telif olunan eserler, Rahim’in sevkiyle muhtaçlara yetişti. Tefekkürle nesretti, şefkatiyle neşretti hâsılı...

Ağrı dağının infilak ederek parçalarını her tarafa dağıttığını gördüğü hakikatli bir rüyada, yanında bulunan merhum validesine “Korkma, Cenab-ı Hakkın emridir. O Rahim’dir ve Hakim’dir” derken de, bu meşrebinin izini sürüyordu.

Mezkur rüyada, Hakîm ve Rahîm olanın âlemlere rahmet olarak gönderdiği şefkatli ve hikmetli Nebî’den (asm) aldığı ‘İcaz-ı Kur'ân’ı beyan et!’ emri de, Hakîm ve Rahîm ekseninde telif olunan Kur'ân'ın manevî mucizesi Risale-i Nur’a işaretti. “Resâili'n-Nur, baştan başa ism-i Hakîm ve Rahîm'in mazharı” diyordu bir yerde, bunu teyid edercesine. Hakikaten bunu hissetmemek, görmemek mümkün değildi. Baştan sona hikmet ve rahmet tecellîleri ile dolu bu eser külliyatını, bir senede okuyanın zamanın mühim ve hakikatli bir âlimi olmasının, onu ‘anlayarak’ ve ‘kabul ederek’ okuma şartına bağlanması da bu sırdan olsa gerekti. Hakimiyet tecellisiyle rızıklanan akıl ‘anlama’ya, rahimiyet tecellisiyle rızıklanan kalb ‘kabul etmeye’ muhtaçtı.

Evet, İbrahimî meşrep sahibi, ahirzaman yangını içerisinde İbrahimvârî “Ey ateş! Serin ve selâmetli ol” âyetini okumuştu ateda. Alevleri göklere yükselen müthiş yangın, iman-ı tahkikî gömleğini giymiş İman Fedaisini yakamadı. İmanı tutuşmuşlara iman-ı tahkikî suyunu yetiştirdi o. Hz. İbrahim'in atıldığı dehşetli ateşi söndürmek için, küçüçük cirmine aldırmadan su taşıyan karıncanın, bu haline şaşıranlara ‘Ben vazifemi yapıyorum, gerisi Allah’a ait’ demesi meselinde olduğu gibi, o da ‘Vazifemiz tebliğdir, neticeye karışmayız’ hakikatini şiar edinerek, Onun adıyla aldığı her soluğu, yine Onun yolunda tüketti. Tâ İbrahim Peygamberin diyarına kadar...

“İbrahim Halilullah’ın bir menzilidir” dediği Urfa, onun dünya yolculuğundaki son durağı oldu.

 İsmail Tezer

  YAZARIN BÜTÜN YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ

   

Okuyucu yorumları  
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

 


Yorumunuzu ekleyin
İsim
E-mail
Başlik  
Yorum
 
   
   

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.5 © 2007-2008 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
 
< Önceki   Sonraki >
Joomla Templates by JoomlaShack