Vintage

Something Different for Joomla

Dağdaki Çobanlar ve Dağ Kahramanları Yazdır E-posta
Tarih: 06-05-2008

Image
 
Image 

Bir mankenin, kendisi vergi verdiğinden dolayı çobanlar için “Benim oyum neden onlarla bir olsun ki!” ifadesinden sonra, özellikle medyada birçok ezber yeni bozuluyormuş, bu anlayış ilk defa bu hanım tarafından dile getiriliyormuş gibi bir hava oluşturuldu. Bu tabii ki doğru değil.

Kendi ‘oy’unu taşralı insanın oyundan çok görme, daha genel bir ifadeyle, kendisini zümreli bir tabaka olarak görüp diğer insanlara alt sınıf muamelesi yapan anlayış, aslında yıllardan beri süregelen bir zihniyet bozukluğudur. Birçok defa birçok kişi tarafından bu zihniyetin ürünleri, kâh söylemleriyle, kâh icraatlarıyla yansıtılmıştır.

Tek parti döneminde yapılan köklü değişikliklerin çoğuna millet karşı iken cebren ikame edilmesi, yine aynı dönemde insanların ısrarla çağdaşlaştırılıp modernize edilmeye zorlanmaları, milletin seçtiği meşru idarelerin militarist hareketlerle önlerinin tıkanması, “Komünizm gelecekse onu da ancak biz getiririz.” ve bu aralar sıkça duyduğumuz “Din de bizim, millet de bizim, devlet de bizim.” söylem ve hareketleri, aynı zihniyetin ürünlerin akislerindendir.

Oluşan bu sıcak gündemin başrol oyuncularından olan çobanlar da hadiseye bigane kalmadılar. Birçok gazetede arz-ı endam edip, haklı olarak “sivil itaatsizlik” söylemlerinde bulundular. Bunlardan biri olan ve 26 Nisan’da Yeni Asya’da görüşlerine yer verilen 78 yaşındaki çoban Cevat Güzeltepe, meselenin mantıksızlığından olacak, şaşkın bir ifadeyle “Oy gizli bir şeydir, bir namustur yani.” diyor. Hakikaten bu ifade, üstte bahsettiğimiz zihniyeti savunanlara yöneltilecek birçok soruyu akla getiriyor.

Bir defa Cevat Bey’in de dediği gibi oy verme işlemi gizli yapılmıyor mu? Böyle olunca; “Çobanlar şu partiye oyunu verdiler.” gibi bir genelleme nasıl yapılabiliyor? Ayrıca ısrarla çobanların vergi verilmediği üzerinde duruluyor. Benim bildiğim Türkiye’de, soluduğumuz hava dışında her şeyden, bir şekilde vergi alınıyor. Buradan hareketle, bu ülkede yaşayıp da bir insanın vergi ödemediği düşünülebilir mi? Ayrıca oylarımız vergiye göre belirlenecekse, bir vergi rekortmeninin oyu, bir memurun, asgari ücretlinin veya çobanlık dışındaki herhangi bir meslekteki insanın oyunun kaç katı olmalı acaba? Bu şekilde işin içinden çıkılabilir mi? İnsan kendini başkalarından büyük gördükçe, insanları da kendinden hakir gördükçe yani demokrasi kültürü insanların zihinlerinde şekillenmedikçe, bu tip meselelerden çok sorunlar yaşarız daha biz.

Tabi olayın gerçek yüzünü herkes biliyor. Kendi gibi düşünmeyen, kendi siyasi fikrini benimsemeyen insanların bir şekilde halk tarafından fazla rağbet görmesi kabul edilebilir bir şey olmadığı için, ancak kendine yüce vasıflar vererek veya karşıt görüştekileri küçümseyerek egolarını tatmin yoluna gidiyorlar. Milletin kararına güvenmemenin, kendi fikri dışındakini meşru saymamanın neticesi böyle bir durumu netice veriyor galiba.

Son olarak dikkat çekmek istediğim bir nokta daha var. Acaba Bediüzzaman Said Nursi dağdaki çobanlara nasıl yaklaşıyor, onlarla nasıl muhatap oluyordu? Bu konu gündeme geldiğinde bir talebesinin kaleme aldığı ve Bediüzzaman’ın çobanlara tavsiye ve müjde niteliğinde olan şu sözleri aklıma gelmişti: “Hem Barla, hem Isparta, hem Emirdağ'da çobanlara derdi: “Bu hayvanlara bakmak büyük bir ibâdettir. Hattâ, bâzı peygamberler de çobanlık yapmışlar. Yalnız, siz farz namazını kılınız, tâ hizmetiniz Allah için olsun.” O katı zihniyetten fersah fersah uzak bir yaklaşım değil mi? Öncelikle, hayvanlara bakmanın büyük bir ibadet olduğunu söyleyerek, yaptıkları işin ulviyetini çobanlara anlatıyor. Ardından bunu çok harika bir örnekle süsleyerek bazı peygamberlerin de çobanlık yaptığını aktarıyor ki, dünyanın en şerefli varlıkları olan peygamberlikle aynı mesleği yapmanın ne derece güzel bir duygu olduğunu hissetmek sanırım çok güzel bir duygudur. Son olarak da onları “farz namazları kılmaya” davet ediyor ki; neticesinde işlerinin Allah rızası gibi bir meyve olarak onlara döneceğini müjdeliyor. Yine başka bir yerde, mesleği çobanlık olan Veli ismindeki bir talebesine “dağ kahramanı” diye hitap ediyor. Böylesine bir yaklaşım da Bediüzzaman’ın farkını çok net ortaya koyuyor sanırım.

Hz. Muhammed (a.s.m)’e peygamberlik görevi verildikten sonra bazı müşrikler “Bir çobana mı tabi olacağız.” diye Efendimizi hakir görmeleri bana bu olayı anımsattı. Ne dersiniz, bu bozuk anlayış acaba oralara kadar mı dayanmaktaydı?
 

Cemil Yüzer

   

Okuyucu yorumları  
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

 


Yorumunuzu ekleyin
İsim
E-mail
Başlik  
Yorum
 
   
   

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.5 © 2007-2008 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
 
Sonraki >
Joomla Templates by JoomlaShack