Kendi ‘oy’unu taşralı insanın oyundan çok görme, daha genel bir
ifadeyle, kendisini zümreli bir tabaka olarak görüp diğer insanlara alt sınıf
muamelesi yapan anlayış, aslında yıllardan beri süregelen bir zihniyet
bozukluğudur. Birçok defa birçok kişi tarafından bu zihniyetin ürünleri, kâh
söylemleriyle, kâh icraatlarıyla yansıtılmıştır.
Tek parti döneminde yapılan köklü değişikliklerin çoğuna millet karşı
iken cebren ikame edilmesi, yine aynı dönemde insanların ısrarla çağdaşlaştırılıp
modernize edilmeye zorlanmaları, milletin seçtiği meşru idarelerin militarist
hareketlerle önlerinin tıkanması, “Komünizm gelecekse onu da ancak biz
getiririz.” ve bu aralar sıkça duyduğumuz “Din de bizim, millet de bizim,
devlet de bizim.” söylem ve hareketleri, aynı zihniyetin ürünlerin akislerindendir.
Oluşan bu sıcak gündemin başrol oyuncularından olan çobanlar da
hadiseye bigane kalmadılar. Birçok gazetede arz-ı endam edip, haklı olarak “sivil
itaatsizlik” söylemlerinde bulundular. Bunlardan biri olan ve 26 Nisan’da Yeni
Asya’da görüşlerine yer verilen 78 yaşındaki çoban Cevat Güzeltepe, meselenin mantıksızlığından
olacak, şaşkın bir ifadeyle “Oy gizli bir şeydir, bir namustur yani.” diyor. Hakikaten
bu ifade, üstte bahsettiğimiz zihniyeti savunanlara yöneltilecek birçok soruyu
akla getiriyor.
Bir defa Cevat Bey’in de dediği gibi oy verme işlemi gizli yapılmıyor
mu? Böyle olunca; “Çobanlar şu partiye oyunu verdiler.” gibi bir genelleme
nasıl yapılabiliyor? Ayrıca ısrarla çobanların vergi verilmediği üzerinde
duruluyor. Benim bildiğim Türkiye’de, soluduğumuz hava dışında her şeyden, bir şekilde
vergi alınıyor. Buradan hareketle, bu ülkede yaşayıp da bir insanın vergi
ödemediği düşünülebilir mi? Ayrıca oylarımız vergiye göre belirlenecekse, bir
vergi rekortmeninin oyu, bir memurun, asgari ücretlinin veya çobanlık dışındaki
herhangi bir meslekteki insanın oyunun kaç katı olmalı acaba? Bu şekilde işin
içinden çıkılabilir mi? İnsan kendini başkalarından büyük gördükçe, insanları
da kendinden hakir gördükçe yani demokrasi kültürü insanların zihinlerinde
şekillenmedikçe, bu tip meselelerden çok sorunlar yaşarız daha biz.
Tabi olayın gerçek yüzünü herkes biliyor. Kendi gibi düşünmeyen, kendi
siyasi fikrini benimsemeyen insanların bir şekilde halk tarafından fazla rağbet
görmesi kabul edilebilir bir şey olmadığı için, ancak kendine yüce vasıflar
vererek veya karşıt görüştekileri küçümseyerek egolarını tatmin yoluna
gidiyorlar. Milletin kararına güvenmemenin, kendi fikri dışındakini meşru
saymamanın neticesi böyle bir durumu netice veriyor galiba.
Son olarak dikkat çekmek istediğim bir nokta daha var. Acaba Bediüzzaman
Said Nursi dağdaki çobanlara nasıl yaklaşıyor, onlarla nasıl muhatap oluyordu? Bu
konu gündeme geldiğinde bir talebesinin kaleme aldığı ve Bediüzzaman’ın çobanlara
tavsiye ve müjde niteliğinde olan şu sözleri aklıma gelmişti: “Hem Barla, hem
Isparta, hem Emirdağ'da çobanlara derdi: “Bu hayvanlara bakmak büyük bir
ibâdettir. Hattâ, bâzı peygamberler de çobanlık yapmışlar. Yalnız, siz farz
namazını kılınız, tâ hizmetiniz Allah için olsun.” O katı zihniyetten fersah
fersah uzak bir yaklaşım değil mi? Öncelikle, hayvanlara bakmanın büyük bir
ibadet olduğunu söyleyerek, yaptıkları işin ulviyetini çobanlara anlatıyor. Ardından
bunu çok harika bir örnekle süsleyerek bazı peygamberlerin de çobanlık
yaptığını aktarıyor ki, dünyanın en şerefli varlıkları olan peygamberlikle aynı
mesleği yapmanın ne derece güzel bir duygu olduğunu hissetmek sanırım çok güzel
bir duygudur. Son olarak da onları “farz namazları kılmaya” davet ediyor ki; neticesinde
işlerinin Allah rızası gibi bir meyve olarak onlara döneceğini müjdeliyor. Yine
başka bir yerde, mesleği çobanlık olan Veli ismindeki bir talebesine “dağ
kahramanı” diye hitap ediyor. Böylesine bir yaklaşım da Bediüzzaman’ın farkını
çok net ortaya koyuyor sanırım.
Hz.
Muhammed (a.s.m)’e peygamberlik görevi verildikten sonra bazı müşrikler “Bir
çobana mı tabi olacağız.” diye Efendimizi hakir görmeleri bana bu olayı
anımsattı. Ne dersiniz, bu bozuk anlayış acaba oralara kadar mı dayanmaktaydı?
Cemil Yüzer