Vintage

Something Different for Joomla

Ermeni Meselesi Üzerine Yazdır E-posta
Tarih: 10-05-2008

Image 

Image 

Fransa’nın Ermeni meselesine sahiplenme noktasında, uzun zamandan beri özel bir gayretin içinde olduğu gözden kaçmıyor. Bu kendiliğinden oluşmuş bir durum değil. Meselenin perde gerisinde tarihi bazı sebepler mevcuttur.

1. Dünya Savaşının devam ettiği günlerde, yüzyıllar boyunca Müslüman ahali ile barış içinde yaşayan ve millet-i sadıka olarak Osmanlı İmparatorluğuna bağlılık ile iştihar etmiş Ermenilerin, Rus tahriki ile ihanet senaryolarına alet olması, savaş ortamında İttihat ve Terakki hükümeti tarafından bazı tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar. İhanet senaryoları, geçmişten kalma bazı emellerin de yeniden alevlenmesine sebep olur. Osmanlı İdaresinde hiçbir zulme ve ayrıcalığa tabi olmayan ve Müslüman komşuları tarafından hep iyi muamele ile karşılaşan Ermeni ahalinin, ihanet senaryolarına alet olmasının perde gerisi, ayrıca bir araştırma konusudur.

Ancak çok zor şartlar içinde, Ruslarla savaşan ve büyük kayıplara uğrayan Osmanlı Ordusunun, yüzyıllarca her türlü hak ve hürriyeti asla esirgemediği bir kısım vatandaşları tarafından arkadan hançerlenmesi, hiçbir şekilde hoş görülecek bir durum değildi.   Çeteler kurup Osmanlı Ordusuna baskınlar düzenlemek, Rus Ordusuna rehberlik yapmak, Müslüman köylere baskınlar düzenleyerek beraber yaşadıkları komşularını çoluk çocuk demeden öldürmek, ricat eden ve  çok zor ve soğuk kış günlerinde  perişan bir şekilde köylerine sığınan askerleri öldürmek, ordu ile haberleşmeyi mümkün kılan telefon kablolarını keserek irtibatın kopmasına sebep olmak, orduya takviye güçlerin ve yardımın gelmesini engellemek için tren yollarına sabotaj düzenlemek gibi bir dizi ihanetlerini sayabileceğimiz Ermeniler, bu yapılanlar neticesinde bir ‘’Tehcir Kanununa’’ muhatap olmuşlardır. Böyle bir durum karşısında dünyada hiçbir devlet ve hiçbir kimse elini kolunu bağlayıp oturamaz.

Ermenilerin bu yaptıklarına mukabil,  Müslüman ahalide elbette boş durmamıştır. Onlarda kendilerini saldırılara karşı müdafaa etmek  için silahlanmışlar, köylerini, çoluk, çocuk, ırz ve namuslarını korumak için bir araya gelmişler ve teşkilatlanmışlardır. Bu müdafaalar ve çatışmalar içinde istenmeyen bazı durumların meydana gelmiş olması ihtimal dahilindedir. Ancak savaş halinde bulunan bir devletin, bazı vatandaşları tarafından ihanete uğraması üzerine hiçbir şey yapmadan, eli kolu bağlı bir şekilde oturmasını beklemek hangi mantık ölçülerine uyar?

İttihat ve Terakki Hükümeti böyle bir durumda askerlerinin güvenliğini sağlamak, dahildeki vatandaşlarının da saldırılara karşı emniyet içinde olmasını temin etmek amacıyla, tek çıkış yolu olarak, geçici bir süre için, savaş süresi ile kayıtlı olmak üzere, bir Tehcir Kanunu çıkarmış ve çıkarılan bu kanunun neticesinde savaşın devam ettiği ve askeri ikmal yollarında oturan Ermenilerin bu süre zarfında savaştan uzak bölgelerde, özellikle Haleb civarında mecburi ikamete tabi tutulmalarını kararlaştırmıştır.

Bu tehcir sırasında, bir  milyon  civarında Ermeni güneye doğru gönderilmiştir. Bu yolculuk esnasında elbette istenmeyen bazı hadiseler meydana gelmiştir. Açlık, hastalık ve yol meşakkati nedeniyle binlerce Ermeni’nin ölmesi kaçınılmaz olmuştur. Yine bu yolculuk esnasında, daha önceleri Ermenilerden zarar gören bazı kişilerin mukabelede bulunmuş olması da bir vakıadır. Bütün taşınmazlarını elden çıkararak para ve altınlarıyla yola çıkan Ermenilerden bir kısmının, bu yolculukları esnasında kontrol dışı bazı güçler tarafından servetleri için zarar görmüş olması da kuvvetle muhtemeldir. Bu bir  milyon Ermeni’den elli bin kadarının bu şekilde öldüğü tahmin edilmektedir. Sürgün edilen bütün Ermeni nüfusunun bir milyon olduğu, Talat Paşa tarafından tutulan ve o günkü resmi kayıtlarla da büyük ölçüde uyuşan notlardan anlaşılmaktadır.  Bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki, bu tehcir sırasında bir buçuk milyon Ermeni’nin öldürüldüğü iddiası büyük bir yalandır. Bu  çeşitli sebeplerden dolayı ölen elli bin kişinin,  resmi bir devlet politikasının  uygulanması sonucu öldüğüne dair hiçbir tarihi kayıt mevcut değildir. Esasında altı yüz yıllık Osmanlı Yönetimi boyunca, asla bir soykırım-genosid ve asimilasyon politikası uygulanmamıştır ve buna  dair hiçbir örnekte gösterilemez.

Suriye’de geçici bir süre iskana tabi tutulan Ermenilerin az bir kısmı savaş sonrası geri dönmüş,  önemli bir kısmı Suriye’ye yerleşmiş, ancak büyük bir kısmı da Avrupa’ya ve ABD’ye göç etmişlerdir. Bu göç sırasında büyük bir Ermeni nüfusu, Fransa’ya yerleşmiştir.Fransa hükümetinin büyük yardımı ve orada yaşayan Ermeni nüfusu nedeniyle bunlar kolaylıkla iş bulmuş ve kısa zamanda etkili olmaya başlamışlardır. Fransa’ya yerleşen Ermeniler, siyasi olarak ta boş durmamış, Fransız kamuoyunu etkilemek için büyük bir seferberlik başlatmışlardır. Ermeni Soykırımı iddialarını destekleyen binlerce  tek taraflı akademik çalışma yapılmış ve tabir caizse, Fransa halkının beyni  soykırım iddiaları ile iyice yıkanmıştır. Fransa halkının ve hükümetlerinin bu konuda neredeyse ortak bir tavır takınmasının sebebi budur. Diğer Avrupa ülkelerinde ve ABD’de yaşayan Ermeniler de, soykırım iddialarının kabulü için 1915 yılından beri büyük bir gayret göstermektedirler.

Ermeniler böyle büyük gayretlerle ve kampanyalarla tak taraflı olarak beyin yıkama propagandalarını yürütürken, Türkiye bu konuda uzun yıllar sessiz kalmış veya çok etkisiz bazı girişimlerin ötesinde önemli bir çalışma yapılmamıştır. Sadece Fransa’da  soykırım iddialarına haklılık kazandırmak amacıyla binlerce eser yazılırken, Türkiye’de yapılan akademik çalışmaların elli altmış civarında olması bu neticenin ortaya çıkmasında en büyük amil olmuştur. Bu yoğun Ermeni gayretleri neticesinde, bazı Avrupa ülkelerinde Ermeni Soykırımının olmadığını iddia etmek kanunla suç sayılmaya başlanmıştır. Hakkını yemeyelim, Ermeniler böyle büyük gayretler gösterirken, ülkemizde de bazı kesimler boş durmamış,  irtica gerekçesiyle binlerce dava açılmış, bazı üniversite hocalarına Kur’an tefsirlerini kötüleyen  kitaplar yazdırılmış, Kur’an öğrenmek ve dini bir kitap bulundurmak neredeyse suç sayılmış, vatanın kurtulması için büyük gayret gösteren şehit evlatlarına ve gazilere, gayr-ı islami bir yaşam tarzı zorla dayatılmaya çalışılmıştır. Başörtüsünü özel hayata hapsetmek için  gösterilen bunca gayret, eğer Ermeni iddialarını çürütmek için harcanmış olsaydı, herhalde Ermenilerin, dünyanın hiçbir yerinde bu kadar mesafe almaları mümkün olmayacaktı. Ne yazık ki, bunca emek ve gayret bir evham ve paranoya yüzünden heba edilmiştir.

Yukarıda izah etmeye çalıştığımız üzere, bu noktaya gelinmesinde çok büyük ihmalimiz olmuştur. Ülkemizde, uzun yıllar bu mesele Osmanlı İmparatorluğunun meselesi sayılmış ve Türkiye Cumhuriyeti bu konuya sahip çıkmamıştır. Ancak 1970’li yıllarda dış temsilciliklerimize ve diplomatlarımıza yapılan saldırılar ve suikastlar, ister istemez  devletimizi bu konuya eğilmek zorunda bırakmıştır.  Son yıllarda devlet arşivlerinin açılması ve Ermeni tarihçilerle birlikte meseleyi araştırmak için yapılan teklifler geç de olsa, yerinde kararlardır. Bu kadar mesafe alan Ermeni  Hükümeti ve Diasporasının bu teklifi kabul etmesi zaten beklenmiyordu. Ancak, bu atılımların sürekli devam etmesi, akademik çalışmaların artırılması  ve yüreklendirilmesi gerekmektedir. Meselenin enine boyuna ortaya çıkarılması, o yıllarda doğuda yaşanan bu topyekün trajedinin bütün yönleriyle ortaya çıkarılması ve bunun dünya kamuoyuna önyargısız ve kompleksiz bir açık yüreklilikle sunulması, Türkiye Cumhuriyeti Devleti için, tarihi ve vicdani bir sorumluluktur.  Bu mesele tarihçilere bırakılarak ve siyasi etkilerden uzak objektif bir şekilde incelenerek neticeye bağlanmalıdır. Bu durum, Avrupa Birliği mantalitesine de uygun bir yaklaşım olacaktır.

Abdülkadir Menek

 YAZARIN BÜTÜN YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ

   

Okuyucu yorumları  
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

 


Yorumunuzu ekleyin
İsim
E-mail
Başlik  
Yorum
 
   
   

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.5 © 2007-2008 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
 
Sonraki >
Joomla Templates by JoomlaShack